hesabın var mı? giriş yap

  • uzun süredir ilk buluşmamama karşın, ilk buluşmam dün gibi aklımdadır. eni boyu okulun çevresinde atılmış kıçı kırık tedirgin bir turdan ibaretti.
    sağındaydım sağ elinde bir defter vardı; ders değil tenefüstü.. solumdaydı, tedirgin sol elim ise cebimdeydi; hava sıcaktı.
    bahse konu her hafta kısalan etekli hatunla ilk ve son buluşma el tutmasız, yıllar sonra “keşke” anımsamalı geçti-gitti..
    biraz önce bir kız ve oğlan sahilde yürüyorlar. kızın elinde kitap, çocuğun eller ceplerde, arada rahat 15 cm.. ilk bulusmalari oldugu aleni..
    arada rahat 15 yıl.
    kıçı kırık turlamalar da, kızlar da, oğlanlar da, kitaplar da, cepteki eller de, mesafe de aynı. yine ders yok ve hava güzel.
    sen sen ol, al defteri elinden. çikar elini cebinden, tut elini. en fazla ne olabilir ki..?? olsa olsa karizmayı bir günlüğüne yemektir en büyük bedeli.
    keşke dersin sonra bak, benden söylemesi..

  • (bkz: five point palm exploding heart technique)

    mecburen iki defa sokak kavgasına karıştım. birincide 10 kişiye 3 kişiydik. delikanlılık yaptım bir araba dayak yedim. tam 3 gün yataktan kalkamadım. ikincide daha tecrübeliydim. ceketimi kafama çekip cenin pozisyonunda yere yattım. yine bir araba dayak yedim ama en azından yüzüm sağlamdı. eğer benzer bir olay 3. kez başıma gelirse bu kadar tecrübeden sonra ayaklarım kıçıma vura vura kaçarım. en etkili savaş sanatı hızlı koşmaktır.

  • durduk yere sevgilimle aramı açmıştır... rastgele aldığım 1 lt coca cola şişesinin ambalajında eski sevgilimin adı yazıyormuş. hiç dikkat etmedim. açıkçası sikimde de olmaz hani. buzdolabının önünde, bir kola ambalajında kendi adımı arayacak kadar sıkılmadım hayattan henüz... neyse eve gelince film koptu tabi.

    - aşkım bu kolayı yanlış almışsın...
    - light mı istiyordun?
    - hayır, üzerindeki isim yanlış?
    - ne ismi?
    - eski sevgilinin ismi...
    - nerden çıktı şimdi eski sevgilim?
    - sana sormalı, baksana onun ismi olan şişeyi almışsın...
    - kızım sen manyak mısın türkiyede her üç kızdan birinin adı gizem. elime yakın olanı aldım. denk gelmiş işte...
    - ben içmem bunu.
    - iyi içme ben içerim.
    - içersin tabi...
    - la havle.

    bir de ismin altında daha küçük puntolarla " ile paylaşmak için" ibaresi eklemişler... ya neyse bişey demiyorum...

  • cnntürk’te yayınlanan tarafsız bölge programında moderatör ahmet hakan, maliye bakanı berat albayrak’a “dolar yükselince endişeleniyoruz, endişelenmeli miyiz?” dedi.
    albayrak’ın cevabı evlere şenlik:
    “dolarla mı maaş alıyorsunuz? dolar borcunuz mu var? dolarla bir işiniz var mı?”

    abi diyecek laf bulamıyorum.
    hayır hiçbir şey yapamıyorsan cevapları ezberle, teknik konuş, araya rakamlar serpiştir, kafa karıştır falan.
    ya sen hazineden sorumlu bakansın kahvede okey oynayan amcalarla aynı yorumu yapamazsın.
    yemin ederim “ben hep 50 liralık alıyorum beni etkilemiyor” diyecek sandım bir an.

    link

  • alparslan kuytul'u sevin ya da sevmeyin. konumuz o değil. konu: insanlık onurunun ayaklar altına alınması. işkence bir suçtur. hem de insanlığa karşı işlenmiş bir suçtur. ve bu suçta zamanaşımı yoktur.

  • ingiliz yazar john farndon'ın cambridge üniversitesi ve oxford üniversitesi mülakat sorularından derlediği kitaba ismini veren cambridge üniversitesi hukuk bölümü mülakat sorusudur.

    soru oldukça basit.

    mülakata giriyorsunuz ve mülakatı yapan kişi size "zeki olduğunu düşünüyor musun?" sorusunu soruyor.

    bu soru üç şekilde cevaplanabilecek bir soru.

    1- hayır cevabını vermek.
    2- evet cevabını vermek.
    3- lafı gevelemek.

    birinci seçeneği inceleyelim:

    siz sayılı ve seçkin insanların okuma imkanı bulduğu dünyanın en prestijli üniversitelerinden birine başvurmuşsunuz ve bu üniversiteye girebilmek için bir mülakattasınız. karşınızdaki kişi size kendinizi zeki bulup bulmadığınızı soruyor ve siz bu soruya hayır cevabını veriyorsunuz.

    bu durumda iki ihtimal var;

    ya doğru söylüyorsunuz ya da yalan söylüyorsunuz.

    eğer doğru söylüyorsanız bu sizin kendinizi zeki bulmadığınız halde başvurduğunuz üniversiteye girme imkanına sahip olduğunuzu düşündüğünüz için bu üniversitenin öğrenci seçiminde bir çeşit zeka kriteri aramadığını, bu durumda öğrenci ortamının seçkin olmadığını ve üniversiteyi prestijli bulmadığınızı itiraf etmiş oluyorsunuz. yani siz üniversiteye muhtemel daha iyi seçenekler olabileceğini, ancak o seçeneklere kendinizi layık görmediğiniz için oraya başvurduğunuzu söylemiş oluyorsunuz.

    eğer yalan söylüyorsanız hukuk bölümünün size göre olup olmadığı söylediğiniz yalanda ne kadar inandırıcı olduğunuza bağlı. bu durumda hakkınızda verilecek karar karşınızdaki kişinin sizi inandırıcı bulup bulmamasına ve inandırıcılığınızın hukuk bölümüne uygun olup olmaması konusundaki fikrine bağlı. eğer karşınızdaki kişi hukuk etiğine bağlı bir insan ise sizin onu inandırdığınız taktirde hukuk için uygun olmadığınızı düşünebilir, ancak eğer karşınızdaki kişi rekabetçi ve başarıya giden her yolun mübah olduğuna inanan biriyse hukuk için biçilmiş kaftan olduğunuz kanaatine varabilir.

    ama karşınızdaki kişiyi inandırmış olmanız aslında o kişinin sizin doğru söylediğinizi düşünmesini ve sizi inandırıcı bir yalan söylüyormuş gibi değil, doğruyu söylüyormuş gibi değerlendirmesine sebep olacaktır. yani aslında yalan söylediğinizde yalnızca inandırıcı olmayan bir yalan söylemiş olabiliyorsunuz ve eğer söylediğiniz yalan inandırıcı ise de doğru söylemiş gibi muamele görüyorsunuz. yalanınızın ortaya çıktığı durumda hem inandırıcı olmayan bir yalan söyleyerek aslında zeki olmadığınızı kanıtlamış, hem de hukuk etiğine aykırı davranan biri olduğunuzu göstermiş oluyorsunuz.

    bu durumda hayır cevabını vermek eğer doğru söylüyorsanız da yalan söylüyorsanız da pek işinize yaramıyor.

    peki ya evet cevabını verirseniz?

    bu durumda da hem yalan söylemiş olma hem de doğruyu söylemiş olma ihtimaliniz ortaya çıkıyor.

    eğer doğruyu söylüyorsanız başvuru yaptığınız üniversitenin zeki insanların başvurduğu bir üniversite olduğunu kabul etmiş ve kendinizin de onlardan biri olduğunuza inandığınızı göstermiş oluyorsunuz. ancak bu durumda üniversitenin zeki insanları kabul eden bir yer olduğunu kabul etmiş olduğunuz ve bu üniversiteye kabul edilmek istediğiniz için zeki olduğunuzu kanıtlama sorumluluğunu üstlenmiş oluyorsunuz. bu durumda risk almış oluyorsunuz çünkü bu durumda karşınızdaki kişinin sizi zeki olduğunuzu kanıtlayabilmeniz için hazır olmadığınız bir teste tabi tutma ya da sizden direkt olarak zeki olduğunuzu kanıtlamanızı sizden talep etme ihtimali doğuyor. bu durumda ya hep ya hiç için oynuyor ve ya batıyor ya da çıkıyorsunuz.

    eğer gerçekten zeki olduğunuzu düşünmüyor ancak kendinize güvendiğiniz izlenimini vermek için bu soruya evet cevabını veriyorsanız olay yine inandırıcılıkta bitiyor. karşınızdaki kişiyi doğru söylediğinize inandıramadığınız durumda karşınızdaki kişi sizi hem beceriksiz hem de kendine güvensiz biri olarak görüyor ve kaybediyorsunuz. eğer karşınızdaki kişiyi inandırırsanız yine karşınızdaki kişi sizin doğru söylediğinizi düşünerek size doğru söylemiş gibi muamele yapıyor ve bu durumda kendinize güvenmediğiniz halde kendinizi kendinize olan güveni kanıtlama durumunda buluyorsunuz. bu durumda evet diyerek doğru söylediğiniz duruma göre de, hayır diyerek doğru söylediğiniz duruma göre de avantajsız konumda oluyor ve işleri kendiniz için zorlaştırmış oluyorsunuz.

    eğer iki seçeneği de seçmez ve üçüncü seçenek olan lafı geveleme tercihine giderseniz kendinizi ya kararsız ve özgüvensiz biri olarak gösterme durumuna, ya da karşınızdaki kişiyi sorguya çekme girişiminde iken buluyorsunuz.

    lafı gevelemek için konuyu saptırmaya ya da konuyla ilgisiz ve net olmayan bir cevap verdiğinizde ilk duruma, karşınızdaki kişiden soru hakkında daha spesifik olmasını ve zeka tanımını yapmasını isteyerek buna göre cevap vermesini talep ettiğinizde ise ikinci duruma düşmüş oluyorsunuz. ilk durumda her türlü kaybederken ikinci durumda manipülasyon yeteneğinizin insafına kalmış oluyorsunuz. eğer karşınızdaki kişiyi manipüle ederek sorunun tanım kapsamını kendi işinize yarayacak biçimde değiştiremezseniz zeki olmadığınızı, bunu yapabilirseniz de zeki olduğunuzu kanıtlamış oluyorsunuz.

    bu soru aslında hukukla tamamen ilişkisiz bir soru gibiymiş görünse de aslında sizi kendinizi ve görüşünüzü savunmaya çalıştığınız bir mahkeme simülasyonuna sokup sizi bir savunma stratejisi seçme zorunluluğunda bırakıyor ve seçtiğiniz stratejiyi uygulayabilme beceriniz üzerinden yapmak istediğiniz mesleğe ne kadar uygun olduğunuzu ölçüyor.

    her ne kadar bu bir mülakat olsa ve hakkınızda varılan her bir kanaat öznel olsa da bir kişinin bir işe uygun olup olmadığını o kişiye o işi farkında olmaksızın yaptırarak ölçmek bana o kişiyi daha önce hazırlanabileceği ve başkalarının cevaplarını kullanabileceği bir sınava tabii tutmaktan daha mantıklı geliyor.

    ileri okuma için: (bkz: zeki olduğunu düşünüyor musun)

  • trafoyu söküp bağlı bulunan bütün kablolara vereceksin 1000 voltu, ucu nerelere gidiyorsa yakıp yıkacak. anca bundan anlarlar.